Türkiye 2018 yılı itibari ile yeni bir yönetim şekline geçiş yapmış bulunmaktadır. Parlamenter hükümet sistemi yerini 24 haziran itibari ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bırakmıştır. Bu erken seçim ile gelen sistemdeki değişikliğin piyasalara yansıması da aynı hızla olmuştur. 2017 yılında mevcut bulunan belirsizlikler, dış ülkelerin siyasi yaptırımları ve iç paydaşların tedirginlikleri dolayısı ile piyasadan dolar hızlı bir şekilde çekilerek kurlarda önemli artışlar yaşanmıştır. Kurlarda yaşanan ani yükselişler beraberinde ithal hammadde ve yarı mamul fiyatlarında ve de ithal edilen tüketim ürünlerinde artışa sebebiyet vermiş ve sabit harcama bütçesine sahip tüketicileri ve de yatırımcıları etkilemiştir.
Ancak olumsuz gibi görünen bu piyasa koşullarında bir kaç faktörün önemi yine-yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu faktörlerden belki de en önemlisi, risk alabilen yatırımcıların varlığıdır. Risk bilindiği üzere girişimciliğin bel kemiğidir. En büyük girişimciler de olumsuz piyasa koşullarında, olumsuzlukları kendi ve de ülkesi lehine çevirebilen kişiler arasından çıkmaktadır. Diğer yandan bir diğer önemli unsur ise katma değeri yüksek olan üretim süreçlerinin günümüz ekonomilerinde kabul görmesidir. Artık katma değer yaratan unsurlar yaratmak, bir ürünü ürün özelliklerinden daha çok psikolojik faktörlerin de eklenmesiyle dışa açılma kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda markalaşmanın önemi vurgulanabilmektedir. Ülkemiz kendine ait yerel markalar ile uluslararası piyasalarda yerini almak durumundadır. Diğer önemli bir faktör ise tüketicilerde etnosentrizmin yaygınlaştırılmasıdır. Hem endüstriyel hem de nihai tüketiciler için ithal ürünlerden daha çok, milli olana yönelmek ülkeyi olumsuzluklardan koruyan bir kalkan olarak ülkelerin karşısına çıkmaktadır. Bu açıdan ülkemiz, kendi savunma gereçlerinden tutun da milli bir eğitim politikasına kadar yerelleşme yoluna gitme durumundadır. Bu durum gelecek için umut vaat eden bir yaklaşımdır. Ayrıca ülkede yaşanan olumsuzluklardan yola çıkarak, Ar-Ge faaliyetlerinin önemini de ülkece farkına varmış olmaktayız. Her yıl gelişmiş ülkeler hem devlet eliyle hem özel yatırımcılar vasıtası ile ve aynı zamanda üniversiteler ile Ar-Ge faaliyetlerine büyük ölçüde yatırım yapmaktadırlar. Bu sürecin bir yansıması olarak endüstri 4.0 kavramı bir çok ülkenin her konuda gündemini oluşturmaktadır. Büyük ekonomiler, yaratıcılık, yenilik ve dijitalleşmenin oluşturduğu endüstri 4.0 kavramı doğrultusunda belirlenecektir. Bu açıdan Türkiye gerekli adımları atmıştır; ancak bu kavramı tüm tabana yayması gerekmektedir.
Ülkemizde yaşanan krizlerde görülmektedir ki vatandaşlarımız yabancı markalar yerine yerli olana yönelmeyi tercih etmekte ve bu ülkenin değerlerini kullanmayı seçmektedir. Yatırımcıların üstüne düşen görev ise, yerli marka arayışında olan tüketicilere, istedikleri düzeyde ürünleri sunabilmeleridir. Bu kapsamda yatırımcıların üretime ve de Ar-Ge'ye sevk edilmeleri ve ayrıca mevcut yerel değerlerin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bilecik Ticaret Odası olarak faaliyetlerimizi, 2018 ve sonrası ekonomik politikaları, mevcut ekonomik koşulların gerekliliklerini ve katma değer yaratacak yerel markaların oluşturulması süreçlerini göz önünde bulundurarak planlamış bulunmaktayız. Öncelikle geçmiş yıllarda yerel ve milli markalar oluşturmak adına başlatılan "Bilecik Kırsalındaki Ekonomik Ürünlerin Coğrafi İşaretlenmesi ile Ulusal ve Uluslararası Boyutta Tanıtılması" projesi yerel ekonomiye destek verir nitelikte bir çalışmadır. Marka konumlandırması açısından coğrafik bölge ve kültürel simgeler yerel ürünlere rekabetçi bir avantaj sağlayarak ülke ekonomisine katkı oluşturacaktır. Bu amaçla mevcut çalışmanın nihai sonuca erdirilmesi ve yeni kazanımların bulunması açısından ürün patentleri konusu hassasiyetle ele alınacak bir unsur olacaktır.
Diğer yandan piyasada yaşanan olumsuzluklar tetikleyici bir unsur olarak girişimcilerin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu açıdan fikirlerin ortaya çıkarılması, kişilerin cesaretlendirilmesi ve gerekli desteklerin verilmesi önem arz etmektedir. Bilecik TSO olarak geçmişte olduğu gibi, bu kapsamda gerekli uzmanlar vasıtasıyla girişimci bireylere eğitimler vermeye devam edilecektir. Eğitimler sayesinde fikirler fikir olarak kalmaktan kurtularak, ekonomiye kazandırılan değerler olarak ülkemizin karşısına çıkacaktır. Diğer yandan, kadım girişimciliğin teşvik edilmesi hususunda gerekli seminerler düzenlenecektir. Sadece girişimci bireylere değil; aynı zamanda yeniliklerden haberdâr olmayı kendine düstur edinen sanayici ve de iş yeri sahiplerine de karşılıklı etkileşim yaratacak seminerler verilmesi gelecek projeksiyonumuz içerisinde yer almaktadır.
Sonuç olarak bütüncül yaklaşımı benimseyen bir TSO olarak paydaşlar ile koordineli bir şekilde çalışılmasına önem vermekteyiz. Bu kapsamda gerek ilin dinamiklerini iyi anlamak, gerekse yatırımcıların beklentilerini karşılamak adına gerekli analizler doğrultusunda adımlar atılması ilkelerimiz arasında yer almaktadır. Bu ilkelerimizin doğrultusunda uzun vadeli planların yapılması ve bu planların eyleme geçirilerek ilimize en üst seviyede katkının sağlamasını hedeflemekteyiz. Ülke olarak 2023 hedeflerine ulaşabilmemizin yolu kenetlenmekten ve yerel olarak güçlenmekten geçmektedir. Bu doğrultuda yerel bir güç olarak; yani Bilecik olarak amaçlarımıza adım adım ve sağlam bir şekilde ilerleyeceğiz.

 

Kardeş Odalarımız

Copyrigt © 2015 Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.