Çağını yakalayan organizasyon: Ahilik


21. yy. başlarında, tüm dünya devletlerinin ve toplumlarının yaşamlarını ilgilendiren medeniyet, demokrasi, insan hakları, serbest pazar ekonomisi, gelir dağılımı vb. kavramların paradokslarla iç içe olduğunu görüyoruz. Tarım ve sanayiden sonra üçüncü dalga dediğimiz ‘bilgi çağı’nda, iletişim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlediği halde medeniyet geriliyor ve insanlık yaşanmaz hale sokuluyor. İşte çevremiz, işte dünyamız.

–İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliğindeki onuru, eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu,

–İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için, insan haklarının hukuk düzeni ile korunması gerektiğini,

–Uluslararası dostça ilişkiler geliştirmeyi özendirmenin temel olduğunu...

İlan ederek 10.12.1948’de yayınlanan ve Türkiye’nin de onayladığı “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” ile onun temel hükümlerinden yola çıkan bunca ulusal ve uluslararası anayasalar, yasalar, sözleşmeler ve benzeri düzenlemeler kâğıt üzerinde durmaktadır.

Öte yandan insanlık katledilmekte, ülkeler savaş vb. tehdit korkuları ile yaşatılmakta, yolsuzluklara ve hırsızlığa prim verilmekte, haklı olan değil, güçlü olan ortaya çıkarılmakta; üstelik ahlâk ve insanlık için vazgeçilmez temel değerler, dini inançlar yozlaştırılmakta ve giderek aşındırılmaktadır.

Yarım asırdan beri dünyada güya uygulanmakta olan “Serbest Pazar Ekonomisi” rekabet kurallarını altüst etmekte, haksız kazanç ve temellüklere sahne olmakta; hür teşebbüs gücünü kösteklemektedir. Ayrıca sosyal barışı, sosyal adaleti tehdit eden gelir dağılımı giderek bozulmaktadır. Halen dünya kaynaklarının yüzde 40’ını dünya nüfusunun yüzde 5’i kullanmakta. Buna karşılık milyarları aşan insanlar ise açlık ve yoksulluk sınırlarında mücadele etmektedir.

Ülkemizde yaşanan sosyal, ekonomik ve siyasal olguların yukarıdaki sayılan kavramların gerçek temel fonksiyonlarını gösterdiğini ifade etmek oldukça zordur. Son 10 yıldan beri milli gelir, dış ticaret, işsizlik, istihdam, gelir dağılımı, iç ve dış borç yükü, yabancı sermaye vb. ekonomik göstergeler ortada. Buna karşılık A’dan Z’ye güven duygusunun sarsıldığı, hırsızlığın, yolsuzluğun had safhaya geldiği, ahlâki ve kültürel değerlerin yozlaştırıldığını gösteren sosyal veriler de kamuoyunca bilinmekte.

21. yüzyılı gösteren rakamları ters yazıp yeniden okuduğumuzda 12. yüzyıla ve sonraki yüzyıllara doğru gittiğimizde toplumumuzun çalışanı ile çalıştıranının, üretici ile tüketicisinin ahlâk ve etik değerler ile iş ve meslek anlayışını; “Ahilik kültürü ve ekonomisi”ni daha iyi görmüş olacağız.

Ahilik, Müslüman–Türk toplumunun 13. yüzyıldan sonra iktisadi, sosyal ve kültürel alanlarda gelişimini sağlayan, mesleki dayanışmayı san’at ve ahlâki değerlerle koruyan “ilk Türk esnaf birlikleri”nin adıdır. Bu birlikleri kuranlar Ahilerden meydana geliyordu. Ahi kelimesi Arapça olup, “kardeşim” demektir. Ahi sözcüğünün karşılığı kardeşlik anlamında Divan–ı Lügati’t–Türk’te ve Tibetü’l–Hakayık’ta “akı” olarak kullanılmış olmasıyla, ahi kelimesi eski ve orta Türkçede eli açık, cömert, yiğit anlamına gelmektedir. Burada, “ahi” kelimesinin, Türkçe “akı” sözcüğünden geldiği üzerindeki görüşler sadece anlam benzeyişinden değil, bu sözcüğün ortaya koyduğu mertlik, alplik, yiğitlik, eli açıklık, misafirperverlik hasletlerinin ve Ahiliğin ifade ettiği sanat ve ticaret kurum ve kurallarının Orta Asya Türkleri arasında çok yaygın olmasındandır. (1) Ahi, bu özellikleriyle vicdanını kendi üzerine gözcü koyan “adam” demektir.

“Ahilik” kardeşler topluluğu veya teşkilatı manasına gelmektedir. Bu teşkilatın temel felsefesi inanç ve ibadetin sanat ve meslekte bütünleştirilerek “dayanışma”, “itidal” ve “kanaatkârlık” gibi birtakım toplumsal ve ahlâki ilkeler etrafında kümelenmektedir. Amacı, yerleşik hayata geçen ve kentleşen bir toplumun insanlarını yardımlaşma duygusu altında toplayarak teşkilatlanmalarını sağlamaktır. Bu nedenle, Ahi kuruluşlarında ticarete değil ihtiyaca; kâra değil helâl kazanca yönelik faaliyet tarzı yaygındır.

Ahiliğe girmenin özellikleri “Kuvvetli bir yürek, yâni şecaat, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, hususi bir elbise, yay, iyi bir kılıç, süngü, uygun arkadaş” olarak sıralanmıştır. (2)

Bu özellikleriyle alpler ve gaziler topluluğu Ahilerin, Anadolu’da yerleşik olarak mesleki, ticari ve sosyal faaliyetlerini sürdürmelerini ve gelişmelerini koruyup gözettiklerinden dolayı, Ahilerle yakın ilgileri olduğu söylenebilir.

Anadolu’da Ahiliğin kurulması ve köylere kadar teşkilatlanması devrin şartlarının gösterdiği siyasi, iktisadi ve sosyo–kültürel bir ihtiyaçtan doğmuştur. Dayanışma, yardımlaşma, doğruluk ve adalet ve ahlâk prensipleriyle Ahiler sağlam bir kültür hazinesi oluşturmuşlardır. Anadolu Ahilerinin bu kültür hazinesinin en büyük dayanağı da İslâm kültürü ve medeniyeti olmuştur. Aklın ve imanın süzgecinden geçirerek benimsedikleri İslâm kültürünü ve medeniyetini, onlar manevi değerler bakımından hiçbir yardım ve desteğe muhtaç olmadığı gerçeğini kabul etmişlerdir.

Ahilerin özellikleri

1304–1369 yıllarında yaşayan Faslı dünya seyyahı İbn–i Batuta, Seyahatnamesi’nde Ahilerden şöyle bahsetmektedir: “Bunlar Anadolu’ya yerleşmiş bulunan Türkmenlerin yaşadıkları her yerde, şehir, kasaba ve köylerde bulunmaktadırlar. Memleketlerine gelen yabancıları karşılama, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini, içeceklerini, yatacaklarını sağlama, ihtiyaçlarını giderme, onları uğursuz ve edepsizlerin ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple bu yaramazlara katılanları yeryüzünden temizleme gibi konularda bunların eş ve örneklerine dünyanın hiçbir yerinde rastlamak mümkün değildir...”

İbn–i Batuta Ahilerin çok misafirperver olduklarını, aynı zamanda o beldenin asayiş ve güvenliğini sağlama gibi önemli görevleri yüklendiklerini anlatmaktadır. (3)

Diğer bir kaynakta Ahilerle ilgili şu özellikleri görmekteyiz: Doğru sözlülük, sadâkât (bağlılık) veya ahde vefa, emaneti korumak, yalan söylememek, yetimin malına el sürmemek, düşkünün elinden tutmak, ihsanda bulunmak, misafir dâvet etmek, Allah için sevme ve Allah için kızma, bütün bunların üzerinde hayâ etmektir.

Öyle anlaşılıyor ki, Ahi Evran ve onun kurduğu birliklerin, Türk esnaf ve sanatkârları üzerindeki kültürel denetimini asırlarca devam ettirdiği bir gerçektir. (4)

Ne var ki, bu gelenek ve görenek günümüzde etkisini kaybederek iş ve çalışma hayatımızda giderek bozulmaya başlamış ve bugünkü işçi–işveren çatışmalarına kadar gelmiştir. Ahlâki değerlerin yozlaştırıldığı ve aşındırıldığı 21. yüzyılın ilk yıllarında ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kalan günümüz Türkiye’sinin ve Türk insanının Ahi topluluğu değerlerini ne kadar aradığı tartışılamaz.

 

Kardeş Odalarımız

Copyrigt © 2015 Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.